TR
ISSN 2536-4898
E-ISSN 2536-4901
 
 
Volume: 28 Issue: 2 (2018)
 
Turk J Colorectal Dis : 27 (4)
Volume: 27  Issue: 4 - 2017
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Page I (136 accesses)

2.Introduction

Pages II - XII (110 accesses)

3.Contents

Page XIII (117 accesses)

4.Editorial

Page XIV (111 accesses)

REVIEW
5.Safety of Health Workers During Hyperthermic Intraperitoneal Chemotherapy Procedure
Koray Topgül, Zafer Malazgirt, Tayfun Bişgin
doi: 10.4274/tjcd.50251  Pages 110 - 116 (376 accesses)
Peritoneal karsinomatoz (PK) genellikle hastalığın son evresi olarak kabul edilir. Sitoredüktif cerrahi (SRC) ve hipertermik intraperitoneal kemoterapi (HİPEK), PK’nin potansiyel tedavi yöntemi olarak ortaya çıkmıştır. Bu multimodal prosedür, karın içinde makroskopik rezidüel tümör hacmi olmaksızın tam sitoredüksiyon elde etmeyi amaçlayan agresif multivisseral rezeksiyonları ve peritonektomiyi içerir. SRC’den sonra, ısıtılmış kemoterapi peroperatif olarak tüm periton yüzeylerini kaplayacak şekilde karın içine verilir. Böylece, yeterli intraabdominal kemoterapik ilaç konsantrasyonuna, sistemik yan etkiler olmadan ulaşılır. Hipertermi, periton kan akışını artırarak, direkt sitotoksik etkiyle ve tümör mikroçevresini değiştirerek intraperitoneal kemoterapinin etkisini artırır. Bu prosedürün uygulanması esnasında sağlık çalışanı çeşitli aşamalarda (hava yoluyla, doğrudan temasla, perfüzatlara veya kemoterapi çözeltilerine temasla ve kemoterapötiklere maruz bırakılan nesnelerin/dokuların temasıyla gibi) sitotoksik ajanlara maruz kalma riski altındadır. Ayrıca SRC sırasında hem peritoneal yüzeylerin çıkarılması hem de tümör depozitlerinin yok edilmesi esnasında yüksek voltajlı elektokoter kullanımı, sağlık çalışanını uzun saatler boyunca yüksek miktarda cerrahi dumana maruz bırakır. Bu dumanın solunması sağlık çalışanı için bir risk teşkil edebilir. SRC ve HİPEK’in güvenli bir şekilde uygulanması için kılavuz ilkeler henüz oluşturulmamıştır. Bu çalışma, SRC ve HİPEK yönetiminin güvenlik hususlarına ilişkin mevcut kanıtları özetlemektedir.
Peritoneal carcinomatosis (PC) is often considered an end-stage condition. Cytoreductive surgery (CRS) with hyperthermic intraperitoneal chemotherapy (HIPEC) has emerged as the only potentially curative treatment for PC. This multimodal procedure involves aggressive multivisceral resections and peritonectomy aimed at achieving a complete cytoreduction, with no macroscopic residual tumor volume within the abdomen. After surgery, a heated chemotherapy perfusate is administered intraoperatively into the abdomen to cover all peritoneal surfaces. Thus, sufficient intraabdominal chemotherapeutic drug concentration can be achieved without systemic side effects. Hyperthermia enhances the effect of intraperitoneal chemotherapy by increasing peritoneal blood flow, by direct cytotoxic effect, and by altering the tumor microenvironment. During this procedure, the health worker is at risk of exposure to cytotoxic agents at various stages (such as through air contamination or direct contact during manipulation of perfusates or chemotherapy solutions and manipulation of objects/tissues exposed to chemotherapeutics). In addition, the use of high-voltage electrocautery during the removal of both peritoneal surfaces and tumor deposits during CRS exposes the health worker to large amounts of surgical smoke for extended periods of time. Inhalation of this smoke may pose a risk to the health-care worker. Guidelines for the safe implementation of CRS and HIPEC have not yet been established. This study summarizes the current evidence on security considerations of CRS and HIPEC management.

RESEARCH ARTICLES
6.Investigation of the Stoma Individuals Home First Day Experience
Bircan Kara, Fatma Eti Aslan
doi: 10.4274/tjcd.78045  Pages 117 - 125 (411 accesses)
Amaç: Alt gastrointestinal sistem kanserlerinde stoma açılması sık başvurulan bir tedavi yöntemidir. Bununla birlikte stoma tüm yaşamı olumsuz etkileyen ve özellikli bakım gerektiren bir uygulamadır. Bu araştırma stomalı bireylerin evde ilk gün deneyimlerinin incelenmesi amacıyla yapıldı.
Yöntem: Bu çalışma fenomen tipte yapıldı. Etik kurul izni ve kurum çalışma izinleri alındı. Bireyler çalışma hakkında bilgilendirildi ve yazılı onamları alındı. Günlük yaşam aktiviteleri doğrultusunda 18 birey ile görüşülerek taburculuk sonrası evdeki deneyimleri öğrenildi. Görüşmelerden elde edilen ve yazıya dökülen veriler kontrol edilerek kodlanmaya başlandı; araştırmada ne gibi kümelerin olduğunu belirlemek için açık kodlama yapıldı. Daha sonra bu kümelerin kendi içlerinde alt kodlamalara gidildi ve veriler analiz edildi.
Bulgular: Bu araştırma sonucunda bireylerin taburcu olduktan sonra evde ilk gün, “torba değişiminde zorlandıkları ve yardıma gereksinim duydukları, yorgunluk ve halsizlik hissettikleri, beslenme ile ilgili kaygıları olduğu, torbanın patlaması ve sızdırması korkusu nedeniyle uyku problemleri yaşadıkları” belirlendi.
Sonuç: Bu çalışmada stomalı bireylerin taburculuk sonrası evde günlük yaşam aktiviteleri sürdürme ile ilgili birçok sorun yaşadıkları, sorunların büyük bir kısmının taburculuğa ve evdeki yaşama yeterli hazırlanamamadan kaynaklandığı belirlendi. Bu araştırma sonuçlarına dayanarak hastanede yatarak tedavi edilen bireylerde, özellikle stoma gibi yaşam biçimi değişikliklerine neden olan uygulamalarda gerekli uygulamalı eğitimlerin ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilmektedir.
Aim: Stoma surgery is a common treatment method for lower gastrointestinal tract cancers. However, stoma is an intervention that negatively affects the patient’s whole life and requires special care. What kind of problems can patients experience on the first day after discharge, when the individual no longer has professional support? This study was conducted to answer this question.
Method: This was a phenomenological study. Eighteen individuals were interviewed using a semi-structured questionnaire to learn their experiences on the first day after hospital discharge. Individuals were informed about the study and written approval was obtained. The participants’ statements were recorded via voice recorder. The data were coded and clustered to examine underlying phenomena.
Results: Our results showed that on the first day home after hospital discharge, stoma patients had difficulty changing stoma bags and needed assistance, felt fatigue, had concerns about nutrition, and had trouble sleeping due to fear the bag would burst or leak.
Conclusion: It is clear that stoma patients have many problems at home after discharge, and most of these problems were due to the patients not being adequately prepared for discharge and living at home with a stoma. Based on the results of this study, we recommend providing necessary practical training and counseling services to inpatients prior to discharge, especially in cases of interventions like stoma which cause dramatic lifestyle changes.

7.Limberg Flap in the Treatment of Patients Presented with Sacrococcygeal Acute Pilonidal Abscess: Long Term Results
Gökhan Demiral
doi: 10.4274/tjcd.92259  Pages 126 - 129 (243 accesses)
Amaç: Bu çalışmada sakrokoksigeal bölgede akut pilonidal apse ile başvuran ve Limberg flep uyguladığımız hastaların geç dönem sonuçları değerlendirilmiştir
Yöntem: Pilonidal apse tanısı ile ilk kez polikliniğe başvuran ve düzenli yara bakım imkanı olmayan 24 erkek askeri personel retrospektif olarak değerlendirildi. Daha önce ameliyat olmuş nüks olgular çalışmaya alınmadı. Tüm hastalara Limberg flep tekniği uygulandı. Diren kullanılmadı. Olguların yaş, ameliyat süreleri, hastanede kalış süreleri ve günlük aktivitelere dönüş süreleri kaydedildi. Ameliyat sonrası telefon ile ulaşılarak nüks durumları sorgulandı
Bulgular: Yaş ortalaması 25,2 (20-32), hastanedeki kalış süresi 4,2 gün (3-6), günlük aktivitelerine dönüş zamanı 6,8 gün, ortalama ameliyat süresi 45,2 dakika (37-68) idi. Ameliyat sonrası dönemde 2 hastada hematom, 3 hastada ise seroma gözlendi. Hematom gözlenen hastalar postoperatif 1. ve 3. ay nüks ile reopere edildi. Seroma gelişen olgulardan biri 35. ay ve diğer hastalardan dördü nüks nedeniyle değişik merkezlerde opere edildikleri öğrenildi. Toplam 7 hastada nüks gelişmiş idi (%29,1).
Sonuç: Her ne kadar çalışmamızda nüks oranı elektif olgulara kıyasla yüksek olsa da kötü hijyenik ortamlarda çalışma veya yaşama zorunluluğu olan seçilmiş pilonidal apseli olgularda hastanede kalış süresinin kısa olması ve erken işe dönüş süresi ile Limberg flep uygulanabilir
Aim: In this study, we evaluated the long-term results of patients who presented with acute pilonidal abscess in the sacrococcygeal region and were treated with Limberg flap
Method: Twenty-four male military personnel who were admitted to the outpatient clinic for the first time with the diagnosis of pilonidal abscess and who did not have regular wound care were prospectively followed. Patients with recurrence were not included in study. Limberg flap technique without drainage was applied to all patients. Age, surgery duration, length of hospital stay, and time to return to daily activities were recorded. The patients were asked about postoperative recurrence by telephone.
Results: Mean age was 25.2 years (20-32 years), mean length of hospital stay was 4.2 days (3-6 days), mean time to return to daily activities was 6.8 days, and mean duration of surgery was 45.2 minutes (37-68 minutes). Hematoma was observed postoperatively in 2 patients and seroma in 3 patients. The patients with hematomas were reoperated at 1 month and 3 months. One seroma patient and 4 of the other patients were also reoperated at different hospitals due to recurrence. In total, recurrence was observed in 7 patients (29.1%).
Conclusion: Although the recurrence rate in our study is higher than in elective cases, it is possible to apply the Limberg flap with a shorter hospital stay and earlier return to work in selected patients with pilonidal abscess who live and work in poor hygienic conditions.

8.Evaluation of Postoperative Headache, Back Pain and Urinary Retention in Benign Anorectal Surgical Patients Under Spinal Anesthesia
Mehmet Buğra Bozan, Burhan Hakan Kanat, Ahmet Bozdağ, Ali Aksu, Nizamettin Kutluer, Barış Gültürk, Zeynep Özkan, Ayşe Azak Bozan, Abdullah Böyük
doi: 10.4274/tjcd.48378  Pages 130 - 133 (267 accesses)
Amaç: Selim anorektal hastalıklar genel cerrahi pratiğinde yaygın olarak yapılan ameliyatlardır. Cerrahi prosedürde işlem için farklı anestezi tipleri tercih edilebilmektedir. Spinal anestezi altında opere edilen hastalarda postoperatif baş ağrısı, idrar retansiyonu ve bel ağrısı şikayetlerinin oranları değerlendirildi.
Yöntem: 1 Ocak 2016 ila 1 Ocak 2017 tarihleri arasında kliniğimizde benign anorektal hastalıklar (hemoroidal hastalık, pilonidal sinüs, anal apse, anal polip, anal fissür ve fistül) nedeniyle spinal anestezi altında opere edilen hastalarda postoperatif baş ağrısı, idrar retansiyonu ve bel ağrısı şikayetlerinin oranları değerlendirildi. Verilerine ulaşılamayan, genel anestezi veya lokal anestezi altında opere edilen hastalar çalışmadan çıkarıldı.
Bulgular: Benign anorektal hastalıklar nedeniyle bir yıl süre içerisinde 302 opere edilen hastanın 242’si spinal anestezi (%80,1), 56’sı lokal anestezi (%18,5), 4’ü genel anestezi (%1,3) altında opere edildi. Spinal anestezi uygulananlarun 152’si (%62,8) pilonidal sinüs, 29’u (%12) hemoroid, 41’i (%16,9) anal fistül, 5’i (%2,1) anal fissür, 2’si (%0,8) anal polip ve 13’ü (%5,4) anal apseydi. Spinal anestezi uygulanan hastaların 6’sında (%2,5) baş ağrısı izlenirken 3’ü (%50) tekrar yatış gerektirdi. Tüm hastalar konservatif (sıvı replasmanı, kafein, steroid yapıda olmayan anestezikler) olarak tedavi edildi. Altı hastada (%2,5) idrar retansiyonu izlendi ve geçici idrar kateterizasyonu ile tedavi edildi. Kalıcı idrar retansiyonu izlenmedi. Hiçbir hastada bel ağrısı şikayeti izlenmedi (%0).
Sonuç: Benign anorektal hastalıkların cerrahisinde spinal anestezi düşük komplikasyon oranları ile uygulanabilen bir anestezi tekniğidir.
Aim: Benign anorectal diseases are common surgical procedures in general surgery. Various anesthetic techniques are utilized during surgical procedures. In this study, postoperative headache, urinary retention, and back pain were evaluated in patients operated under spinal anesthesia.
Method: The incidence of postoperative headache, urinary retention and back pain was evaluated in patients operated under spinal anesthesia for benign anorectal disease (hemorrhoidal disease, pilonidal cyst, anal abscess, anal polyps, anal fissure, and anal fistulas) between January 1, 2016 and January 1, 2017. Patients for whom data was not available or who were operated under general or local anesthesia were excluded from the study.
Results: Of the 302 patients whose data could be reached, 242 (80.1%) were operated under spinal anesthesia, 56 (18.5%) were operated under local anesthesia, and 4 (1.3%) were operated under general anesthesia within the 1-year period evaluated. Patients operated under spinal anesthesia included 152 (62.8%) patients with pilonidal cyst, 29 (12%) with hemorrhoidal disease, 41 (16.9%) with anal fistulas, 13 (5.4%) with anal abscess, 5 (2.1%) with anal fissures, and 2 (0.8%) with anal polyps. Postoperative headache was seen in 6 (2.5%) of the patients operated under spinal anesthesia, 3 (50%) of whom required rehospitalization for headache. The patients were treated conservatively with fluid replacement, caffeine, and nonsteroidal anti-inflammatory therapy. Urinary retention was seen in 6 (2.5%) patients and treated with temporary urinary catheterization. Permanent urinary retention was not seen any of the patients. None (0%) of the patients had back pain.
Conclusion: Spinal anesthesia has low complication rates and can be a preferred anesthetic technique for benign anorectal disease surgery.

9.The Effect of Resection Methods on Outcomes in Colorectal Cancers: Does Conversion Matter?
Umut Eren Erdoğdu, Hacı Murat Çaycı
doi: 10.4274/tjcd.65982  Pages 134 - 141 (185 accesses)
Amaç: Çalışmamızda kolorektal kanserlerde laparoskopiden açığa konversiyon ve diğer yöntemlerin (laparoskopi ve açık cerrahi) kısa ve uzun dönemde sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Kolorektal kanser nedeniyle aynı merkezde elektif opere edilen 98 hastanın medikal verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar rezeksiyon metoduna göre laparoskopi (n=44), açık (n=43) ve konversiyon (n=11) olarak üç gruba ayrıldı. Gruplarda hastaların demografik özellikler, komorbidite varlığı, tümörün kolonik yerleşimi, kolonoskopide geçiş özellikleri, preoperatif metastaz, rezeksiyon tipi, morbidite ve mortalite, lenf bezi metastazı ve hastalık evresi, takip süreleri, nüks ve genel sağkalım verileri kaydedildi ve karşılaştırıldı.
Bulgular: Morbidite en sık konversiyon grubunda (%63,6) olduğu görüldü (p=0,012). Morbidite alt grup analizleri yapıldığında laparoskopi ve open cerrahi grupları arasında istatistiksel farklılık bulunmazken (p=0,752); konversiyon grubunda morbidite görülme oranı hem laparoskopi grubundan hem de open cerrahi grubundan istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (sırasıyla p=0,009 ve p=0,025). Takip döneminde nüks laparoskopi grubunda 2 (%4,50) hastada, open cerrahi grubunda 2 (%4,50) hastada görüldü. Konversiyon grubunda hastalık nüksü görülmedi. Bir, iki ve üç yıllık sağkalım açısından gruplar arasında farklılık görülmedi.
Sonuç: Kolorektal kanserlerde erken dönemde konversiyon uygulanan hastalarda morbidite daha sık görülmekte; ancak kısa ve uzun dönem onkolojik sonuçlarda rezeksiyon metodları arasında farklılık bulunmamaktadır.
Aim: In this study, we aimed to evaluate the short- and long-term outcomes of patients undergoing conversion from laparoscopy to open surgery compared to other methods (laparoscopy and open surgery).
Method: The data of 98 patients who underwent elective surgery due to colorectal cancer in a single center were retrospectively analyzed. Based on the resection method, patients were divided into three groups: laparoscopy (n=44), open (n=43), and conversion (n=11). The demographic characteristics, comorbidity, colonic localization, colonic transit properties, preoperative metastasis, resection type, morbidity and mortality, lymph node metastasis, stage, follow-up duration, recurrence, and overall survival data were recorded and compared.
Results: The morbidity incidence was highest in the conversion group (63.6%) (p=0.012). There was no statistical difference in the morbidity subgroup analyses between laparoscopy and open surgery groups (p=0.752), whereas the incidence of morbidity in the conversion group was statistically higher than both the laparoscopy and open surgery groups (p=0.009 and p=0.025, respectively). During follow-up, recurrence was observed in two patients (4.50%) in the laparoscopy group and in two patients (4.50%) in the open surgery group. There was no difference in one, two, and three-year survival rates among the three groups.
Conclusion: In colorectal cancers, morbidity is observed more frequently in patients in the early stage of the disease who undergo conversion; however, with regard to short- and long-term oncological outcomes, there is no difference between resection methods.

10.Closure of Fistula Tract with FiLaC™ Laser as a Sphincter-Preserving Method in Anal Fistula Treatment
Turgut Dönmez, Engin Hatipoğlu
doi: 10.4274/tjcd.06025  Pages 142 - 147 (535 accesses)
Amaç: Anal fistül tedavisi zor bir anorektal hastalıktır. Anal fistül cerrahisinin anal inkontinans ve fistül nüksü cerrahları korkutan morbiditeleridir. Bunun üstesinden gelmek için intersfinkterik fistül traktı ligasyonu, anorektal flep uygulaması, biyoprostetik tıkaçlar gibi sfinkter koruyucu birçok teknik denenmiştir. Çalışmamızda FiLaC™ yönteminin anal fistül tedavisinde etkinlik ve güvenilirliğini araştırmayı amaçladık.
Yöntem: Aralık 2013 ile Aralık 2014 yılları arasında FiLaC™ diyot lazer uygulanan 27 hasta (23 erkek, 4 kadın) retrospektif olarak hasta yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, Amerikan Anestezistler Derneği skoru, operasyon süresi, fistül tipleri, komplikasyonlar ve hasta memnuniyeti açısından analiz edildi. FiLaC™ 1470 nm dalga boyunda ve 100-120 joule/cm enerji üreten 15-watt’lık bir lazer probu spinal anestezi altında anal fistül hastalarına fistül dış ağzından girilerek uygulandı.
Bulgular: Hastaların 23’ü erkek 4 kadın olup yaş ortalaması 35,55±10,32 idi. Ortalama ameliyat süresi 18,37±5,27 dakikaydı. İntraoperatif komplikasyonlar bildirilmedi. Ortalama takip süresi 22 (17-26) ay idi. Yirmi dört (%88,89) hastada iyileşme gözlendi. Bir hastada 4. ay diğer 2 hastada 6. ay olmak üzere 3 (%11,11) hastada başarısızlık vardı. Hasta memnuniyeti 4,62±1,07 idi.
Sonuç: Anal fistül tedavisi için lazer FiLaC™ prosedürü, güvenli, etkili, minimal invaziv, sfinkter koruyucu prosedürü olup yüksek başarı şansına sahiptir.
Aim: Anal fistula is a difficult anorectal disease. Anal incontinence and fistula relapse after anal fistula surgery are morbidities feared by surgeons. Many techniques for sphincter preservation such as ligation of the intersphincteric fistula tract, anorectal flap application, and bioprosthetic plugs have been used in an effort to overcome these issues. We aimed to investigate the efficacy and safety of the FiLaC™ method in the treatment of anal fistula in our study.
Method: Twenty-seven patients (23 males, 4 females) who underwent FiLaC™ diode laser treatment between December 2013 and December 2014 were retrospectively analyzed for patient age, sex, body mass index, American Society of Anesthesiologists score, duration of operation, fistula types, complications, and patient satisfaction. FiLaC™, a 15-watt laser probe with a wavelength of 1470 nm and a power of 100-120 joules/cm, was applied to the anal fistula patients through the fistula under the spinal anesthesia.
Results: Twenty-three of the patients were male and 4 were female and the mean age was 35.55±10.32 years. The mean duration of the surgery was 18.37±5.27 minutes. Intraoperative complications were not reported. The mean follow-up period was 22 (17-26) months. Twenty-four (88.89%) patients fully recovered. The procedure failed in 3 patients (11.11%), at 4 months in 1 patient and at 6 months in another 2 patients. Patient satisfaction was 4.62±1.07.
Conclusion: The laser FiLaC™ procedure for anal fistula therapy is a safe, effective, minimally invasive, sphincter-preserving procedure with a high success rate.

11.A Novel Method of Comparing Anti-Adhesive Agents Used to Prevent Postoperative Peritoneal Adhesions
Engin Hatipoğlu, Süleyman Demiryas, Akif Enes Arikan, Anıl Orhan, Zafer Küçükodacı, Sabri Ergüney, Tarık Akçal
doi: 10.4274/tjcd.26214  Pages 148 - 154 (282 accesses)
Amaç: Bu çalışmada amacımız yeni bir objektif adezyon değerlendirme yönteminden yararlanmak ve sodyum hiyalüronat ve karboksimetilselüloz membran (HA-CMC), polietilen glikol lisin (PEG-L) ve sodyum hiyalüronik asit (HA) gibi sıklıkla kullanılan anti-adeziv ajanların etkinliğini karşılaştırmaktır.
Yöntem: Çekum abrazyonu, bir kısmında post-op 5. günde (grup 1) ve diğerlerinde post-op 14. günde (grup 2) oluşturulmak üzere iki eşdeğer gruba randomize edilen 64 dişi Wistar albino sıçanında (250-300 g) uygulandı. Her bir grup, uygulanan anti-adeziv ajana göre; PEG-L, HA-CMC, HA ve kontrol grubu olmak üzere dört alt gruba ayrıldı. Adezyonlar, geleneksel yöntemlerle ve yeni bir yöntem olan “Bölge Hesaplama” yöntemi ile değerlendirildi.
Bulgular: Birinci grupta herhangi bir değerlendirme aracı ile anlamlı fark bulunamadı. Bununla birlikte, ikinci grubun PEG-L alt grubunda, bölge hesaplama yöntemi ile yapışma bölgesi skoru daha yüksekti. Aynı alt grubun histopatolojik değerlendirmesinde daha yüksek enflamasyon skoru bulundu; ancak, diğer sonuçlar benzerdi.
Sonuç: Histopatolojik sonuçlar ve makroskopik değerlendirmeler tüm gruplarda benzer olmakla birlikte, bölge hesaplama yöntemi ile PEG-L alt grubunda adezyon artışı gösterildi. Yapışma konvansiyonel değerlendirme yöntemleri yarı kantitatif olarak kabul edilirken, bölge hesaplama yöntemi subjektif değerlendirmelere izin vermemektedir. Bu yöntemin geleneksel yöntemlerin yerini alabileceğine ve anti-adeziv ajanları/materyalleri değerlendiren çalışmalarda kullanılabileceğine inanıyoruz.
Aim: In this study, our aim was to utilize a novel and objective method of adhesion evaluation and compare the effectiveness of anti-adhesive properties of commonly used agents, such as sodium hyaluronate and carboxymethylcellulose membrane (HA-CMC), polyethylene glycol lysine (PEG-L), and sodium hyaluronic acid (HA).
Method: Cecal abrasion was performed on 64 female Wistar albino rats (250-300 g) which were randomized into two equivalent groups, one group was sacrificed on postoperative day 5 (group 1), and the other on postoperative day 14 (group 2). Each group was subcategorized to four groups according to applied anti-adhesive material: PEG-L, sodium HA-CMC, HA, and control group. Adhesions were evaluated with conventional methods and the novel “Zone Calculation” method.
Results: In group 1, no significant differences were found with any of the evaluation tools. However, in the PEG-L subgroup of the group 2, adhesion zone score was higher with the zone calculation method. The same subgroup was found to have a higher inflammation score on histopathological evaluation; however, other results were similar.
Conclusion: Although histopathological results and macroscopic evaluations were similar in all groups, the zone calculation method indicated greater adhesion in the PEG-L subgroup. Conventional evaluation methods of adhesion are considered to be semi-quantitative, whereas the zone calculation method does not allow subjectivity. We believe this method can replace conventional methods and can be used in studies evaluating anti-adhesive agents/materials.

CASE REPORTS
12.Appendiceal Hyperplastic Polyp: Case Report
Barış Tırman, İsmail Alper Tarım, Ayfer Kamalı Polat
doi: 10.4274/tjcd.59320  Pages 155 - 157 (212 accesses)
Apandiks yerleşimli hiperplastik polipler kolorektal olanlara morfolojik açıdan benzerler, ancak nadir olarak görülmektedir. Bu olgu sunumunda 3 gündür olan karın ağrısı, bulantı, kusma, iştahsızlık şikayetleri ile merkezimize başvuran 62 yaşındaki kadın hastaya, fizik muayenesinde batında hassasiyet, sağ alt kadranda, rebound ve defans bulguları olması nedeniyle akut batın tanısıyla acil cerrahi uygulandı; yapılan eksplorasyonda akut apandisit hali saptandı ve apendektomi uygulandı. Patolojik inceleme sonucunda apandikste hiperplastik polip olduğu saptandı. Apandiksteki hiperplastik poliplerin kalın barsaktaki adenokarsinomlarla birliktelikleri açısından hastaya tüm kolonoskopik inceleme yapıldı.
Appendiceal hyperplastic polyps are morphologically analogous to those seen in the colorectum, but are very rare. In this case report, a 62-yearold woman with a 72-hour history of severe abdominal pain, nausea, vomiting, and anorexia presented to our clinic. On physical examination she was tender to palpation and there was direct rebound tenderness and involuntary guarding in the right lower quadrant. The patient was taken for emergency surgery with a diagnosis of acute abdomen. Appendectomy was performed after exploration findings revealed acute appendicitis. Pathological examination reported hyperplastic polyp of the appendix. A total colonoscopic examination was performed due to the association between appendiceal hyperplastic polyps and adenocarcinoma of the large bowel.

13.Traumatic Perforation of the Sigmoid Colon
Nurullah Damburacı, Barış Sevinç, Ömer Karahan
doi: 10.4274/tjcd.19870  Pages 158 - 160 (309 accesses)
Travmatik kolon perforasyonları nadir görülmesine rağmen acil cerrahi gerektiren bir durumdur. Özellikle cinsel istismar olgularında hastaların hikayeyi gizleme çabası nedeniyle tanı ve tedavide olan gecikmeler mortalite ve morbiditeyi arttırmaktadır. Bu yazımızda akut karın sendromu ile acil servise başvuran, ameliyat esnasında kolon perforasyonu tespit edilen bir olguyu sunmayı amaçladık. Gastrointestinal sistem perforasyonu düşünülen olgularda kolonik yaralanmalarda akılda tutularak bu hastalar travma yönünden de sorgulanmalıdır.
Although it is a rare condition, traumatic colonic perforation has a significant morbidity and mortality rate. Especially in cases with sexual abuse, the patient may not give detailed information and this may cause delays in diagnosis and treatment. Here, we present a patient with acute abdominal findings who was diagnosed with traumatic colonic perforation intraoperatively. In cases with gastrointestinal perforation, traumatic colonic perforation should be kept in mind and patients must be asked about trauma.

14.Ingested Foreign Bodies and Their Removal via Endoscopy from Duodenum and Colon in Patient with Situs Inversus Totalis
Ahmet Bozdağ, Abdurrahman Şahin, Pınar Gündoğan Bozdağ, Özkan Alataş, Zeynep Özkan
doi: 10.4274/tjcd.74508  Pages 161 - 164 (193 accesses)
Situs inversus totalis (SİT) viseral organların normal anatomik lokalizasyonunun ayna görüntüsü olacak şekilde farklı yerleşimi olan konjenital gelişimsel bir anomalidir ve çok ender rastlanılmaktadır. Organların farklı yerleşiminden dolayı hastalıkların teşhis ve tedavisi zorlaşmaktadır. Günümüzde endoskopik yöntemlerin giderek artan bir şekilde klinikte uygulanması ile SİT olgularına da bu işlemlerin yapıldığı literatürde görülmektedir. İngilizce literatürde endoskopik işlemlerin SİT’li hastalara uygulandığı olgu sunumları bildirilmekle beraber yabancı cisim çıkarılması ile ilgili olgu bulunmamaktadır. Biz de SİT olan ve iki adet dikiş iğnesinin sindirim sisteminin farklı lokalizasyonlarında impakte olduğu hastada üst gastrointestinal endoskopi ve kolonoskopi ile tedavi ettiğimiz olguyu sunmayı amaçladık.
Situs inversus totalis (SIT) is a rare congenital anomaly characterized by a reversal or mirroring of the normal anatomic positions of the visceral organs. In this case, diagnosis and treatment of diseases is difficult due to the different position of the organs. With the more frequent clinical application of endoscopy methods today, there are also examples in the literature of SIT patients undergoing these procedures. Although the English literature includes case reports presenting the use of endoscopy in patients with SIT, none discuss the removal of foreign bodies in such patients. In this paper, we aim to present a case in which upper gastrointestinal endoscopy and colonoscopy were used to remove two sewing needles impacted at different locations in the digestive system of a patient with SIT.

LETTERS TO THE EDITOR
15.Anterior Sphincteroplasty Procedure Should Be Considered in the Treatment of the Rectocele Because of the Incomplete External Anal Sphincteric Rupture Accompaniment
Ali Naki Yücesoy
doi: 10.4274/tjcd.57070  Pages 165 - 166 (172 accesses)

OTHER
16.Author Indeks

Page E1 (147 accesses)

17.Referee Index

Page E2 (140 accesses)

18.Subject Index

Page E3 (185 accesses)

 
Quick Search






 
Copyright © 2018 Turkish Journal of Colorectal Disease LookUs & OnlineMakale